Resmin Rengi; Pigmentten Boyaya Nesnede Renk Sabitliği - 3.Bölüm

Güncelleme tarihi: 4 Kas


13


Renk, nesnede sabit olarak var olan pigmentlerin renk enerjisini, kendisine gelen ışığın hareketiyle, elektrik sinyaline dönüştürerek, gözümüzde bulunan pigment moleküllerinin o nesnenin, belirli renklere karşılık gelen görünür spektrumdaki dalga boyunu algılayıp beynimize renk olarak iletmesi döngüsüdür.

Ortalama insan gözü, evrendeki elektromanyetik dalgalar dediğimiz bu geniş ışık

aralığının görülebilir ışık dediğimiz çok kücük bir bölümünü ayırt edebilir ve görülebilir ışıkların tümünü gördüğünde onu beyaz renk olarak tanımlar. Işığı göremediğinde siyah, dalga boylarından birini görüp bazılarını göremediğinde onu renkli / diğer renkler olarak, örneğin kırmızı olarak adlandırır.




Nesnel dünyadaki her pigment, ışığın kendi dalga boyuna göre, maddede kendi izini bırakır. Burada değişken olan dalga boyu, sabit olan ise pigmenttir. Işık herhangi bir nesneye vurduğunda nesnenin elektronlarını etkileyerek kimyasal tepkime sonucunda emilir ve emilmeyen ışık, kırılarak yansır. Kırılma değerlerine göre renkteki ton farklılıklarıyla, açıklık koyuluk ya da parlak görme derecemiz, kavranabilir renkler halinde değişir. Örneğin sarı olarak gördüğümüz bir limon, sarı dışında tüm renk dalgalarını içinde barındırır ve sadece sarıyı emmediği için dışarıya sarı rengini yansıtır.


Pigment, “boya” anlamına gelen Latince –pingere- kelimesinden gelir ve insan gözünde ve nesnelerde bulunan, rengi oluşturan özel moleküllerdir. Pigment moleküllerinin harekete geçebilmesi için nesne ve ışık arasında belirli bir enerji ilişkisinin olması gerekir. Nesnedeki renk sabitliğinin kaynağı, var olan pigment molekülleridir. Nesnede renk sabitliği olmasaydı, nesneleri, altında bulundukları ışığa bağlı olarak sonsuz bir şekilde değişken renge sahip olarak algılardık. İnsan olarak, fiziksel pigment moleküllerine sahibiz ancak herhangi bir içsel ışık parlaklığı kromasına sahip değiliz.


Doğada pigment:

1- Boya yapmak için sıvı bir araç içinde dağılan ince öğütülmüş inorganik veya organik bir toz; renge ek olarak, bir ürünün temel özelliklerini sağlayabilir. Boyada opaklık, sertlik, dayanıklılık ve korozyon direnci.

2- Renklendirme maddesi, genellikle çözünmez ince bir toz formunda renklendirici. (10) olarak tanımlanır.

Rengin temeli olan pigmente, boyarmadde de denilir. Dolayısıyla boya, en temel haliyle bir pigmenttir ve bir bağlayıcı ile karıştırılmasından elde edilir. Pigmentler renklerinden dolayı çeşitli boyaların üretiminde kullanılır. Doğal bir pigment, bağlayıcı sıvısının içinde çözünemez, dağılmış halde bulunur. Doğal kaynaklı organik bir pigment bitki ile hayvandan elde edilir ve yapısında karbon, hidrojen, oksijen ve azot atomları bulunur. İnorganik pigmentler ise demir içermeyen metal tuzlarıdır.


Venedik, 15.yüzyılda Avrupa, Afrika ve Asya ticaretinin dağıtım noktasıydı. Venedik gemileri Mısır’dan taşıdığı, “oltremare de venecia” (denizaşırı bölgelerden gelen Venedik malları) olarak anılan mallar arasında, resimlerde kullanılan bakır yeşili (verdigris, Yunan yeşili) zincifre, çemen otu, kurşun – kalay sarısı, kemik karası ve purpurinus ya da mozaik altın muadili vardı. Ancak, en meşhur ve farklı olanı, Orta Asya’da çıkarılan lapis lazuli denilen yarı değerli madenden gelen zengin mavi renkti.

Avrupa sanatının altın çağı 15.yüzyılda yaşayan Fra Angelico ve Piero della Francesca, daha sonra Michelangelo, Leonardo da Vinci, Raffaello, Tiziano ve Vermeer gibi sanatçılar, Asya ile temasın uzantısı olan bu pigmentleri kullandılar. (11)

Bir resimde, pigment analizi, bir sanatçının eserinde uyguladığı tekniği ve malzemeleriyle ilgili bilgiye erişilmesi ve eserlerin tarihlendirilmesi için gerekli olan metotları içerir. Bu analizde, ressamın kullandığı fırçalar ve tuval bezinin türü de kimyasal verilerde, ayrıntılı bilgi kazanılmasında önemlidir.


Tarih öncesi çağlarda insanoğlu, iz bırakmak adına doğasında var olan bir dürtüye sahip olduğundan çeşitli mücadeleler ile başedebilmek için bir işaret olarak boyalı görüntüler biçiminde günümüzde sanat eserleri diyebildiğimiz izler bıraktılar. Dolayısıyla bu pratikler; ilkel çağlarda da, günümüzde de boya yapmak için yeni ve daha iyi pigmentler arayışına yol açtı.



Altamira Mağaraları, İspanya'daki bizon resimleri
Görsel 1 - Altamira Mağaraları, İspanya'daki bizon resimleri


Mağara duvarlarını süslemek için kullanılan en eski toprak pigmentlerin varlığını biliyoruz. Bunun yanısıra kömür ve hayvansal yağlar kullandılar. İnsanoğlu bir aşamada, ancak bazı malzemelerin daha etkili çalıştığını keşfetti; su veya salgılar (tükürük vb.) bir ortamla karıştırıldığında çizimlerini kullandığı yüzeyinde sabitleyebiliyordu.

Kötülükten, soğuk havadan korunmak için vücut boyama uygulaması yapabilir düzeye gelmişti ve bu gelenek ya da etkinlikler şeklinde günümüze kadar da devam etmektedir. Belli ki, bedeni boyamak savaşçıya kendini iyi hissettirdi ve büyülü güçler verdiğine inandı.



Avignon, Fransa'daki mağaradan el şablonu
Görsel 2 - Avignon, Fransa'daki mağaradan el şablonu

Görsel 1 ve 2 tarihlendirilmesinde 30.000 yıldan daha eskidir.


İlk insanların paleti sınırlıydı. Renkler sarı (hardal), kırmızı (hardal) ve siyahtı. Okre olarak da dediğimiz "Okra" kelimesi, sarı anlamına gelen Yunanca Ochros kelimesinden gelir. Teknik olarak ısıtmayı kontrol ederek, bir dizi sıcak sarıdan parlak kırmızıya kadar üretmek mümkündür. Kırmızı hardal, sarı hardalın ısıtılmasıyla üretilir.

Rengin kalıcılığı mükemmelse ve hammadde bolluğu varsa, (örneğin hardal tonları) bu; mevcut en ucuz sanatçı renkleri arasında kalması anlamına gelir. Renk yelpazesinin büyük bir kısmı, özellikle maviler ve yeşiller, ilk dönem insanları için mevcut değildi, ancak sahip olduklarını ustaca kullanarak çarpıcı derecede canlı görüntüler ürettiler.


Günümüzde modern teknolojide de sanatçının paletinde yer alan boya; sentetik ve organik ya da bileşiklerin bir karışımı olmaya devam ediyor.


Turquery

Zerrin Avan



 

Kaynaklar


10 *Cyril M. Harris, Dictionary of Architecture and Construction, The McGrew Hill Companies

Inc, New York, 1976, s.725

11 *Peter Frankopan, İpek Yolu, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2018, s.218

5 görüntüleme0 yorum